Tire 

Tire Ovası
Tire Ovası

Tire'ye İstanbul ya da Ankara'dan gitmek için en ideal yol, öncelikle İzmir'e kadar bir kez ulaşmak gerekiyor.

Bunun için İstanbul'dan Feribot ve karayolunu kullanarak sahilden İzmir'e gidebilirsiniz. Ya da karayolu ile, izmit - Bursa - Balıkesir - Manisa yolu ile İzmir'e gitmek var.

İzmir'e ulaştıktan sonrası kolay. İzmir Tire arası için iki alternatifiniz var. Birincisi İzmir - Aydın otobanını kullanmak. Otobana çıkınca işiniz çok kolay. Selçuk'a gelince otobandan ayrılacaksınız. Gişelere ücreti ödedikten sonra devlet yoluna çıkar çıkmak hemen solda, Tire ve Ödemiş girişini gösteren tabelayı kacırmayın. Yola girin. Yaklaşık 20 kilometre sonra, bağların, bahçelerin içinden geçen yolla, Tire'ye ulaşacaksınız.

Tire Pazarı'nda satıcı köylü kadınlar.
Tire Pazarı'nda satıcı köylü kadınlar.

KAPLAN RESTORANA NASIL GİDİLİR?

Kaplan Tepesi'ni gösteren levhalar, Tire girişinde sizi karşılıyor. Levhayı görür görmez, sağa dönün. Tepeyi tırmanmaya başlayın. Yol yaklaşık 5 kilometre. Dikkatli ve yavaş gidin. Çünkü tam köy yolu sayılır. Keskin virajlar var. Tehlikeli değil ama ilk kez gidiyorsanız tedbirli olmakta fayda var.

Kısa süre sonra Tire Ovası sol tarafınızda bütünüyle gözünüze çarpacak. Kaplan Köyü'ne ulaşınca, köy meydanından geçin. Yolun sonunda, orman girişinde, sağ tarafta Kaplan Restoran'ı göreceksiniz. Önünde aracınızı ücretsiz park edebileceğiniz yer var.

Ancak özellikle hafta sonları mutlaka, rezervasyon yaptırarak gidin. Yoksa ya masa bulamazsınız ya da yutkunarak sizden önce gelenlerin yemeklerini bitirmesini izlersiniz.

Tire Kaplan Köyü, Kaplan Restoran dış görünüşü...
Tire Kaplan Köyü, Kaplan Restoran dış görünüşü...

Tire'de kalmak için fazla alternatif yok.

Sadece Tire merkezde bulunan Tirem Oteli, 3 yıldızlı bir tesis.

Yine de bölgede kalmak için Kuşadası, İzmir gibi alternatifler her zaman geçerli. Çünkü Tire, İzmir'e 70 kilometre uzaklıkta. Kuşadası'na daha yakın. O nedenle buralarda rahatlıkla kalıp, Tire'ye çok kısa sürede gidebilirsiniz.

Tire'de doğadan görünüş...
Tire'de doğadan görünüş...

Tire Pazarı'nda her türlü sebze ve meyve bulunuyor.

OT CENNETİ TİRE'YE HOŞ GELDİNİZ!

Tire'den bahsedince hemen akla, bilenler bilir, önce Tire köftesi geliyor.
Bu köftenin özelliği eti.

Kuzu etinin yumuşak kısmı tuz ile birlikte üç kez çekiliyor. Bu kıyma küçük parmak kalınlığında uzunca şiş köfte haline getirildikten sonra, kömür ateşinde ızgara ediliyor.

Sonra da küçük parçalara bölünüp, domates ve yeşilbiberle tereyağında çevrilerek masaya getiriliyor.

Kuzu etiyle biraz karıştırılarak lezzetlendirilen köfte, diğer yörelerde yiyeceğiniz köftelerden farklı.

KAPLAN RESTORAN

Ancak Tire deyince, akla İzmir ve civarında o çok meşhur olan ot yemekleri gelmeli. Çünkü Tire'ye inanın sadece ot yemeklerinin tadına bakmak için gitmek gerekir. Öylesine lezzetli ve hiçbir yerde bulamayacağınız bir kalitede.

Zaten bu tadı bir kez keşfeden İstanbul, İzmir, Ankara gibi bir çok şehirden, damak tadı düşkünleri, yolları bu tarafa düşünce, her şeyi bir kenara bırakıyorlar. Yani, gidecekleri yere geç kalmışlar ya da yolları daha fazla sürecekmiş umurlarında değil.

Tire geçişlerini yemek vakitlerine denk getirip, Tire'ye Kaplan Köyü'ne yollarını düşürüyorlar.Sonra Kaplan Restoran'a uğruyorlar.

Burayı yemekten önce, bulunduğu konum itibariyle anlatmak bile insanın iştahını açıyor. Yıllar önce küçücük bir yer olan lokanta şimdi, Tire Ovası'nı muhteşem şekilde gören köyün en güzel yerinde. Tahta masalar, tahta dekorasyon unsurları arasında, kendinizi büyük şehirlerde bulunmayan ot yemeklerinin arasına atıyorsunuz.


Lokantanın sahibi Lütfü Çakır ve eşi Hürmüz Hanım, ilk günkü gibi hala mutfakta ve müşterilerine hizmet ediyor.

Bir zamanlar bir kaç masadan ve sadece kışlık bölümden olan lokanta şimdi, çok büyük olmasa da, gelen kişilere yeter seviyede hizmet veriyor.

Lokantanın sahibi Lütfü Bey, aslen Tireli olan ve şimdi doğduğu yerde toprağa verilen, İstanbullular'ın bir zamanlar en çok rağbet ettiği Ahmet Görgülü'nün sahibi olduğu, "Görgülü Pastaneleri"nde yıllarca yönetici olarak çalışmış. Sonra da köyüne gelip çok sevdiği Tire'de, etrafı ormanlarla çevrili köyünde bu lokantayı açmış.

Lokanta İzmir'in neredeyse bütün ot ihtiyacını karşılayan Tire Ovası ve dağlarıyla çevrili olan Tire'de olunca, lezzet düşkünleri kısa sürede burayı keşfetmiş. Buradaki ot yemeklerini izmir'de bile bu kadar çok bir arada bulabilmek mümkün değil.

Yemekleri anlatmak lezzetlerini düşününce anlatmak mümkün değil aslında... İsimleri bile insanı cezbediyor.

Bu ot yemeklerinin en büyük özelliği, zeytinyağı, sarmısak, limon soslarıyla lezzetlenmiş olmaları. Bir çoğu haşlanıp başka hiçbir işlemden geçirilmeden sosla servis ediliyor. Soğuk ya da sıcak da yenilebilen bir çok ot yemeği var. Zaten masaya oturduğunuzda garsonlar tarafından o leziz yiyecekler, yavaş yavaş masaya getirilmeye başlayınca, yemeye kıyamayacağınız lezzet görüntüsü karşınıza çıkıyor.

OT YEMEKLERİ EN LEZZETLİ NE ZAMAN!

Lokantanın sahibi Lütfü Bey, aile işletmesi olan lokantanın her şeyi. Gelen misafirlerle ilgileniyor. Gerekirse mutfa geçip ot yemeklerinin hazırlanmasına katkıda bulunuyor eşiyle birlikte. Gündüzleri de kasada genellikle.

Ona göre, kışın gelenler de ot yemeklerinin tadına bakabiliyor. Ama asıl ilkbahar ot yemeklerinin cennet olduğu zaman. Yağmurların ve kışın ardından coşan doğa, topraktan en güzel lezzetli otlarını ortaya çıkarıyor bir hazine gibi. Yani ilkbahar günleri, en ideal zamanı ot yemeklerinin. Hemen her çeşidi bulmak mümkün.

Lütfü Bey, et yemekleri ile ilgili olarak şunları söylüyor:
"Et yemeklerine de ot yemeklerine gösterdiğimiz özeni gösteriyoruz. Lokantada tavuk ızgara, pirzola, keşkek gibi yemekler de var. Etler sirke, soğan suyu, süt ve baharatta bir gün dinlendiriliyor. Ertesi gün ızgara olarak misafirlere sunuyoruz."

Dikkatinizi çekerse, "müşteri" değil, "misafirler" diye nitelendiriliyor lokantaya gelenler.

Lokantada bulunan ot yemeklerine gelince. Radikalar, şevketi bostanlar, patlıcanlı börekler, köfteler, özel dinlendirilmiş şiş kebapları. Saymakla bitirmek mümkün değil yiyecekleri. Asıl tatlılar.

Bunların başında, ot kavurması, Radika, Turp Otu (Haşlanıyor. Üstüne sarmısak, zeytinyağı, limon suyu oluşumundan sos dökülüp servis ediliyor), Sarmaşık ve Kuşkonmaz Kavurması (Yabani kuşkonmaz, sarmaşık bol taze soğanla zeytinyağında kavruluyor. Üstüne yumurta kırılıp karıştırılıyor) geliyor.

KABAK ÇİÇEĞİ DOLMASI

Büyük şehirlerde bulamayacağınız bir lezzet. En favori yemeklerden biri. Sabah gün doğmadan sapsarı kabak çiçekleri toplanıyor. Taze soğan,maydonoz, kekik ve zeytinyağı, pirinç ile yapılan içle doldurulup haşlanıyor. Sıcak sıcak ya da soğuk olarak yeniyor.

Okma ise bir başka ot yemeği. Ana maddesi ısırgan otu. Hani yol kenarlarında görüp de beğenmediğimiz, genellikle eşeklerin çiçeklerini yediği o ısırgan otu, Ege'de bir başka şekilde, yemek olarak bizlerin karşısına çıkıyor.

Isırgan otu, domates, yeşil biber, kuru soğanla kavruluyor. Daha sonra, çökelek ve tulum peyniri ile karıştırılıyor. Üstüne saf zeytinyağı gezdiriliyor.

Lor tatlısı...
Lor tatlısı...

LOR TATLISI

O lor tatlısı ki, burada yediğiniz tatlının bir eşini Türkiye'de yemeniz mümkün değil. Lor tatlısı üstüne konulan karadutlar bir başka lezzet veriyor tatlıya. Tabii mevsiminde giderseniz yeme şansınız var. Ya da cevizli kabak tatlısı. Karpuz kabuğu reçeli ise bir başka lezzet...

Saymakla bitirmek mümkün değil. Daha, hardal cücüğü, cücük, melengeç, kuzukulağı çorbası gibi çok çeşit var lokantada yiyecekleriniz arasında.

REZERVASYON ŞART , ÖZELLİKLE HAFTASONLARI

Unutmadan burada yemek yemek istiyorsanız mutlaka gitmeden önce rezarvasyon yaptırın. Aklınıza geleni okur gibiyim. Dağ başında lokantaya rezervasyon olur mu demeyin! Bunun ne demek olduğunu gidince anlıyorsunuz. Doğanın ortasında yol yorgunu ve acıkmış olarak tepeye köye çıkıyorsunuz. Lokantayı ve yemekleri görüyorsunuz. Ancak masalar dolu olunca şaşırıp kalıyorsunuz.

Evet buraya sadece İzmir ve yöresinden yemek yemeğe insanlar geliyor. O nedenle hafta sonları rezervasyon şart... Yoksa yutkuna yutkuna insanların yemeklerini bitirmesini bekliyorsunuz.

Tire'de çok az kalan semercilerde çalışma
Tire'de çok az kalan semercilerde çalışma

KAPLAN RESTORAN HAKKINDA EK BİLGİ.

Kaplan Restoran ve Tire ile ilgili ek bazı bilgileri de bir net gezgini gönderdi. Onu da sizlere sunuyoruz.

Buraya yıllar önce gelen bir alevi dedesi var; ona ait bir çok esya ve yazı da var orada.

Ayrıca bu dedeye Neyzen'in hediyesi matara da duvar da asılı . Duvarda yaşama dair çok güzel maniler var. Gerçekten Kaplan çok özel bir yer...

Kaplan köyünde bektaşi babasi yaşardı, şimdi rahmetli oldu. İsmi de "Kazım baba" idi.

Diğer restoranlar ;

Kaplan köyünde iki tane restoran var.Bir de oraya varmadan önce Fatih'in işlettiği restoran var.İkisi de birbirinde güzel yemekler yapıyor.

Ayrıca Tire'nin Cambazlı köyünde 800 kişilik büyük bir restoran daha vardır. Bir de Toptepe mevkiinde belediyenin işlettiği bir restoran var.

Tire'den ayrı yaşamama rağmen Tire'ye her gidişimde bunlardan birinde yemeğe giderim ve yemeklerin lezzeti karşısında kendimi kaybederim.

Maalesef Tire'den başka yerde bu lezzetleri yakalamam mümkün olmadı şimdiye kadar.

Bu sözlere bir şey eklemek mümkün değil. En iyisi yolunuz Ege'ye düşer de Marmaris, Bodrum yoluna çıktıysanız hiç acele etmeyin. Tire'ye mutlaka yolunuzu düşürün. Kaplan Restoran'a da uğrayıp bizim içen o güzel lezzetlerin tadına bakın!

GELENEKSEL TANDIR YEMEĞİ DE VAR...

Ayrıca Tire'de geleneksel olarak sabahları tandır yemek mümkün. Yöreye özgü bu tandırın bu saatte çıkmasının gerekçesi de var. Niye sabah derseniz. Onun da ilginç bir öyküsü var.

Tandır aslında pazarcı yemeği. Yani pazara satış yapmaya gidenlerin yemeği. Tire'de çok pazarcı olması tandır lokantalarının ana nedeni sayılabilir.Vatandaş erkenden 04.00-04.30'da kalkıyor. Ailesini niye kaldıracak? Sokağa çıkar çıkmaz, hemen bir tandırcıya giriyor. Bir tandır çorbası içiyor. O ağır tandır yemeği onu epey bir saat tok tutuyor. Bu sayede pazarcı da uzun süre acıkmıyor.

Onlardan kalan alışkanlıkla tandır bulabilirsiniz. Ancak sadece sabahları ve saat 09.00'da tandır bitiyor.

Gidilebilecek tandırcılardan biri, Babaoğul Tandırcısı. Çarşı içinde yer alıyor. Ali Usta da diğer bir tandır ustası. Şu anda Tire içinde 3 tane tandırcı var. Bayramda giderseniz kapalı olurlar. Bayramdan sonra açık. Ramazan'da ise, bir ay akşam üzerleri tandırcılar açık. Çünkü iftar için açılıyor.

Her türlü keçe ürünü burada yapılıyor.
Her türlü keçe ürünü burada yapılıyor.

Tire çok ufak bir yerleşim yeri sayılabieceği için alışveriş yapacak yerlerin de sayısı sınırlı. Ancak alabileceğiniz ilginç bir ürün keçe...

Bunu da çarşı içinde Cön Keçecilik'ten alabilirsiniz.

Yeni merkezde, ana çarşı içinde. Keçecilerin olduğu yerde bulunuyor.Aynı yerde semerciler ve yularcılar çarşıları var.

Çarşıda kısacası el sanatları ile uğraşanları bir arada bulabiliyorsunuz.

Kamil Bezcioğlu, göz ve el emeği ürünü semerleriyle birlikte.
Kamil Bezcioğlu, göz ve el emeği ürünü semerleriyle birlikte.

Tire pazarında gezerken, sokaklar arasında karşınıza birden semer yapan Kamil Bezcioğlu çıkıveriyor. 50 yıldır emer yapan Kamil Usta, yüzünde yılların bıraktığı izlerde, sanki bugüne kadar yaptığı yüzlerce semerin izlerini taşıyor.

Semeri nasıl yaptığını anlatırken, kullandığı asıl malzemelerin, göllerde olan sazlıklar, ağaç dalları ve üstünü kaplam için kullandıkları keçe olduğunu bir çırpıda anlatıyor. O da dertli. Çünkü günümüzde artık semer yapanın da kullananın da iyice azaldığını belirtiyor. Ona göre bunun asıl nedeni, motorlu taşıtların çoğalması. İnsanlar artık hayvan kullanmıyor. Bu nedenle Koca Tire’de sadece 6 semercinin kaldığından yakınıyor. Daha önce bu sayı 10-15 arasındaymış.

Konuşmasını bitirdikten sonra ellerine iş araçlarını alıyor. Başlıyor yarım kalan son semerin rötuşlarını yapmaya.

Kamil Usta, aynı zamanda evler için sedir de yapıyor. Yani evine otantik gerçek Anadolu işi ürünler almak isterseniz burası tam size göre.


DOĞAL ÜRÜNLER

Tire'ye gittiğiniz zaman tabii ki çarşı pazardan insan bir şeyler almak istiyor. Ancak Tire'de alabileceğiniz en güzel şey, hemen Kaplan Restoran'ın yanında bulunan ve doğadan topladığı otlarla, değişik doğal ilaçlar yapan Rafet Dağyaran'ın ağaçlardan yapılan dükkanına uğrayın. Zaten arabanızı park ederken mutlaka burayı göreceksiniz.

Burada neler mi var! Saymakla bitirmek mümkün değil aslında. Bunlar arasında başta isveç Şurubu, Kantaron Yağı başta geliyor. Ayrıca kekik suyu, gelincik suyu, Oğulotu gibi otların sularını da bulabilirsiniz.

Bunlar da nedir diye sormayın. Örneğin sadece İsveş Şurubu doğal ürünlerle tedaviyi izleyenler tarafından en az 40 rahatsızlığa iyi geldiği bilinen bir reçete. Kantaron Yağı da öyle.

Burada satılan hemen her ürünü hiç düşünmeden alın. Sonra da gidin büyük şehirlerde marketlerde satılanlarla karşılaştırın. Göreceksiniz hem fiyat olarak hem de aldığınız ürünün yoğunluğu ve kalitesi olarak ne kadar farklı bir ürün almışsınız.

Tire Ovası sisler içinde.
Tire Ovası sisler içinde.

Tire'ye gittiğinizde gezilecek yerler arasında, Tire Müzesi, Toptepe ve özellikle Tire sokakları var. Bir çok ev yıkılıp yerine betonarme olanlar yapılsa da, Tire sokaklarında özellikle geleneksel mimari özellikleri bozulmamış eski evleri görmeniz mümkün.

Hemen hepsi birbirinden ilginç evleri, sokaklarını, insanların günlük yaşantısını gördüğünüzde bambaşka bir dünyaya geldiğinizi anlayacaksınız.

TİRE KAPLAN KÖYÜ'NDE DOĞANIN İÇİNDE KAYBOLABİLİRSİNİZ!

Kaplan köyünde, Kaplan Restoran'ın hemen bitişiğinde, doğanın içine girebileceğiniz nefis patikalar var. Özellikle yemek sonrası buraları, yediklerinizi eritmek ve yürüyüş için ideal. Tamamen toprak yolda, binbir çeşit bitki ve ağaz arasında, saatlerce yürüyebilirsiniz. O kadar güzel ve keyifli bir ortam.


Ancak burada size asıl anlatmak istediğimiz, alışveriş bölümünde alabileceğinizi belirttiğimiz doğal, bitkisel şifa ürünlerinin özellikleri.

Büyük şehirlerde marketler de satılan bu ürünleri bir de buradan alıp kullanınca, aradaki farkı daha iyi görme imkanınız var. Bu ürünleri kim mi satıyor? Nereden mi alacaksınız!

İşte bütün bu bilgiler aşağıdaki satırlarda...

KÜÇÜK BİR BARAKADA DOĞANIN BİNBİR MUCİZESİ

Rafet Dağyaran, o bölgede 12 yıl önce tarlası susuzluktan kuruyunca, sebze yetiştiriciliğini bırakıp bitkilerle ilgilenmeye başlamış. Önce sadece kekikleri dağdan toplayıp damıtıp gelenlere satıyormuş.


Başlamış bu konudaki yayınları toplamaya. Sonunda öyle bir hale gelmiş ki neredeyse Türkçe bu konuda çıkan bütün yayınları bir araya getirmiş. ürettiği şuruplar, lokantaya o dağlarda yetişen otları yemeye gelenlerce kapış kapış alınmaya başlamış.

Ürettiği kekik suyu hazımsızlık için, yemek sonrası mide şişkinliği için neredeyse birebir. Bir bardak suyu içine bir şişe kapağı karıştırıp içince, beş dakika sonra birden midenizde rahatlama hissetmeye başlıyorsunuz.

İsveç Şurubu ise, neredeyse her derde deva bir şurup. Bacaklarınızı sinek mi ısırdı? Kaşınmaktan mı şikayetcisiniz? Hiç durmayın bir pamuk parçasına damlattığınız şurup yine ağrıyı sızıyı alacaktır.

NEREDE KULLANILIYOR

Mide krampları, göz şişkinliklerinin indirilmesi gibi çok çeşitli rahatsızlıklar başta olmak üzere, 32 ayrı hastalıkta kullanılıyor.

Kullanımı : Göz şişkinlikleri için bir pamukla göze günde iki üç kez sürülüyor. Etkili de oluyor.

İçerken ise, yarım çay bardağı su içine, bir yemek kaşığı konuluyor...

Sinirli Ot pekmezi : Astım ve bronşitte kullanılıyor. Sinirli ot denilen bitkinin şekerle doğranıp kavanozun içinde ıslatılıyor. 3 ay kadar kalıyor. Toprağa gömülüyor. Sonra çıkarılıp süzülüyor.

Kullanımı : Günde iki üç kez bir yemek kaşığı içiliyor.

Ceviztendürü : Karaciğer ve kan temizleyici olarak kullanılıyor.
Kullanımı : Yarım çay bardağı suyun içine bir yemek kaşığı kadar konuluyor.

Isırgan Tohumu : Genelde kansere karşı kullanılıyor. Koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Genelde kan yapıcı hücre yenilediği için günde birkaç kez içiliyor.

Karabaş Otu Hülasası : Tansiyon, kolesterol, kalp ve damar tıkanıklıkları için kullanılıyor.

Kantaron Yağı : Doğal antibiyotik. Mide ülserini iyileştiriyor. Açık yaralarda da iyileştirici olarak kullanılıyor.

Kullanımı : Yaraların üzerine günde birkaç kez sürülüyor. Ülser için ise, günde bir yemek kaşığı içmek gerekiyor.

Oğul Otu : Sinir hastalıklarında ve kalbi kuvvetlendirici olarak kullanılıyor. Karabaş Otu ile birlikte kullanılıyor genellikle...

Rafet Usta'nın minicik dükkanında neler yok ki. Mevsiminde yaklaşık 15 bitkinin karışımından hazırladığı çay, katıksız en saf haliyle müşterilerini bekliyor. Ancak o çayı yakalamak da her zaman mümkün değil. Çünkü belli zamanlardra kendi topladığı otlarla yaptığı çayı çok az üretiyor. Birkaç gün için de de gelen müşterilen bitiriyor o çayları…

Rafet Usta'nın ürünleri neredeyse insanda bağışıklık yaratıyor. Oraya yolu düşmeyenler bile bir yolunu bulup bu ürünleri, giden arkadaşları kanalıyla sipariş vererek getirmenin yollarını arıyor!

İSVEÇ ŞURUBU HER DERDE DEVA...

İşveç Şurubu, aslında Alman DR. Theiss Schweden'in kendi reçetesiyle ürettiği bitkisel bir karışımdır. Almanya'da ve Avrupa ülkelerinde bu şurup bitkisel tedaviyi bilenler tarafından evlerinde mutlaka bulundurulan bir üründür.

Arı, böcek ve sivrisinek ısırmalarına, şişme, kaşınma ve kızarma olmasını önlüyor. Acıyı dindiriyor. Tüm spor yaralanmalarında kullanılabiliyor.

DIŞTAN KULLANIMI

Kulak ağrısı, dış kulak yolunda sivilcelelenmeler, kabuklanmalar ve kulak uğultusuna karşı, şurupla nemlendirilmiş küçük bir pamuk parçası kulak yoluna sokulur ve uzun süre bekletilir.

Ama alkolün kulak yolunu tahriş etmemesi için, önceden zeytinyağı ile nemlendirilen küçük parmağı kulak yoluna sokmak doğru olur.

Burun içindeki kabuklanmalar... Şurupla ıslatılan bir pamukla sık sık nemlendirilmelidir. Kubak kısa sürede düşer ve yara iyileşir.

Arı, böcek ve sivrisinek ısırmalarında; o bölgeye hemen kompres yapılacak olursa, şişme, kızarma, kaşınma olmaz. Acı diner.

Örneğin, otomobil kapısına sıkışan parmağa hemen kompres yapılacak olursa, ağrı diner ve parmak şişmez.

El ve ayak bileklerinin burkulmasında ve ya çarpmalarda oluşan şişlikle, yapılan kompreslerden kısa süre sonra iner ve ağrılar diner. Bu kompresleri, 2-3 saatte bir yenilemek gerekir.

Basit yanık ve haşlanmalarda veya güneş yanıklarında ilk yardım olarak şurup sürülürse, acı diner ve su toplanmaz.

Dudak uçukları, iltihaplı sivilceler ve çıbanlar, henüzgelişme aşamasında sık sık şurupla nemlendirilir veya kompres uygulanırsa, gelişmelerini tamamlamadan yok olurlar.

Şurup çatlayan ellere ve dudaklara da sürülebilir.

Akıntılı nezlelerde,1/3 oranında suyla inceltilmiş şurup buruna iyice çekildiğinde, akıntı durur. Tıkalı burun açılır. Şurubun kokusunun buruna çekilmesi de rahatlatıcıdır.

Her tür eski ve yeni yara, beyaz şarapla temizlenip, şurupla kompres uygulandığında, iltihaplanma sona erer ve yara kısa sürede kapanır.

Romatizmalı bölgelere kompres veya friksiyon biçiminde uygulanıp, sabah akşam da ısırganotu çayına karıştırılarak alındığında, ağrılar hafifler.

Nasırların üstüne kompres uygulanır. 2-3 gün aralıksaz tedavi sonunda nasır kendilğinden düşer veya çekip alınabilir.

Tüm spor yaralanmalarında, şişmeyi önlemek için ilkyardım olarak, kompres biçiminde kullanılmalıdır.


Bu bitkisel iksir için daha pek çok şey yazılabilir. Ama en doğrusu kişinin onu kendisinin değerlendirmesidir.

Her evin ecza dolabında ve hatta el çantasında minicik bir şişe içinde bulunması gereken başlıca ve belki de en önde gelen ilk yardım aracıdır.

Şurubu aslında herkes kendi hazırlayabilir ama sorun öncelikle bu bitkilerin bir araya getirebilmesidir.

Bu nedenle en iyisi bu şurubu hazır olarak güvendiğiniz bir yerden almaktır.

Tire'nin ünlü keçeleri...
Tire'nin ünlü keçeleri...

KAPLAN RESTORAN
HÜRMÜZ-LÜTFÜ ÇAKIR
Tel : 0232 512 66 52
Tel : 0232 511 22 55
Cep : 0542 236 05 55
KAPLAN KÖYÜ, TİRE ,İZMİR

BİTKİ BİLİMCİ
RAFET DAĞYARAN
Cep : 0546 233 22 38
Ev : 0232 512 79 75
KAPLAN KÖYÜ, TİRE, İZMİR

 
© 1998-2004 Bu sayfa www.gizlicennetler.com sitesinden alınmıştır. Sitenin her türlü yayın hakkı Eyüp Coşkun'a (ecoskun@gizlicennetler.com) aittir. İzni olmadan hiçbir resim veya yazı kullanılamaz.